7 cücelerin bir şarkışı vardı "Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana hey ormaanaa" yada " biz tam yedi cüceyiz on dört kollu bir deviz" :) yeni yıl içinde bunlara benzer saçma sapan birşey uydurmuşlardı zamanında, sanırım hala kullanılıyor. Yoksa o eski TRT çocuk korosu mu söylüyor "Eski yıl sona erdi, yep yeni bir yıl geldi. Yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkese kutlu olsun. Yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkese mutlu olsun".
söyledikçe tuhaflaşıyorlar. Yeni bir yıl geliyor gerçekten. tüm klişelere rağmen, yeni bir başlangıç mış gibi geliyor. keşke yılda 2 kez olsa bu durum. Şimdi düşündüm de işimize gelirse doğum günümüzü de bazı şeyler için milat olarak kullanabiliriz. Yıl başı gecesi doğanlar için ne talihsiz bir durum.
Şimdi neler yapmak isterdim yeni yılda bir listesini yapayım. önümde 3 gün var. Sende burda dünlük niyetine durduğuna göre bu benim dünkü niyetlerim olacak hep :)
1- İş değiştirmek istiyorum
2- Aşık olmak istiyorum (ben her bahaaaarr.....)
3- Yeni bir araba istiyorum(bunu sıralaması en son, ben şimdi aklıma geldiği için burada)
4- İspanya ya gitmek istiyorum
5- Yüksek Lisansımı bitirmek istiyorum
6- Bitiremediğim ve okumak istediğim tüm kitapları bitirmek istiyorum
7-Bol bol fotoğraf çekmek istiyorum
8- Bir çift mor babet istiyorum
9-Kar yağdığında yüzmek istiyorum (havuzda tabiiki)
10-Sabah 7 de kalkmak istiyorum( :) bunun Türkçesi: Tembellikten kurtulmak istiyorum)
Bu dünlük bu kadar yeter. devamı yarın yazacağım dünlüğe....
29 Aralık 2010 Çarşamba
27 Aralık 2010 Pazartesi
takma bunları...
Ne demiş bir bilen (Carl Jung) "Sağlıklı kişi başkalarına zulüm etmez; zalime dönüşen genellikle mazlumlar olur. " Zalimleşmemek için ;
1- ahlaksız insanları
2- vurdum duymazları
3- tembel insanları (başkalarına zarar veriyorsa :))
4- kendi bahçesinde dal olamayıp, başkalarının bahçelerinde ağaçlık taslayanları
5- hırsı dağları aşanları
6- ciddi hiç bir anı olmayanları
7- yalancıları
8- dedikoducuları
9-riyakarları
10- hiç bir ideoloji olmayan ama her lafı edebilenleri
uzak tut hayatından ve yapabiliyorsan sonsuza kadar çıkar gitsin. Hiç huzurlu değilim...
1- ahlaksız insanları
2- vurdum duymazları
3- tembel insanları (başkalarına zarar veriyorsa :))
4- kendi bahçesinde dal olamayıp, başkalarının bahçelerinde ağaçlık taslayanları
5- hırsı dağları aşanları
6- ciddi hiç bir anı olmayanları
7- yalancıları
8- dedikoducuları
9-riyakarları
10- hiç bir ideoloji olmayan ama her lafı edebilenleri
uzak tut hayatından ve yapabiliyorsan sonsuza kadar çıkar gitsin. Hiç huzurlu değilim...
26 Aralık 2010 Pazar
Çöz şu düğümü
Kaç gündür yazmıyordum, çook sebebim YOK :) Zaten niye, kime yazıyorum orası da kocaman bi ?.
Velhasıl-ı kelam, gelelim dünlük senin bilmen gerekenlere;
1- geçen hafta bi kaçamak yaptım ama işe döndüğümde ne göreyim? herşey birbirine girmiş ve haftanın son günü işe gitmekle büyük hata ederek, zaten birbirine düğümlenmiş işleri hem çözmek zorunda kaldım, hemde bütün işlerin günahı yine bana kaldı. Kadere inanmam bilirsin ama bi paratonerlik durumu var bende. Tüm sıkıntılı işler, odunlar(bu konuyu açacağım), şizopatik bünyeye sahip insanlar(oldu mu ki?) beni buldular hep.Ama seninde tahmin edeceğin gibi ,çözdük bütün düğümleri. Tabi işle ilgili olanları. Bu enerjiyi ve aklı eğitimime harcasaydım şimdi kesin doktorasını yapan ve kendi camiasında çok saygın bir yeri olan araştırmacı olmuştum. Neyse dövünmeyelim.
2- peki bu 4 günlük kaçamakta ne yaptın dersen; muamma - Mr. Monk taki gibi dışarısı tam bir muamma:)
3- Dün olacak günü özetlersek; 50 tane, içlerinde kafası çalışanların sayısı 5 i geçmeyen bir grupla toplantıdaydım bütün gün. Dünyayı o 50 kişiden ibaret sanan yaklaşık 40-45 insan. Bu kısmı hızlı geçiyorum çünkü pek saygıdeğer arkadaşımız yani ikinci tekil şahsımız aradı beni bugün. Anlaşılmayan insanları anlama üzerine tecrübem ve birikimim sebebiyle, görüşmek ve konuşmak istediğini anladım ve nerde, ne zaman dedim. Aradan 1 saat geçtikten sonra toplantıdan bir bahaneyle kaçarak arkadaşın yanına gittim. Ayakları bu kadar yere basan, kütük, bencil ama tüm bunlara rağmen çok sevdiğim bu arkadaş bi şekilde kırıldığımı anladığını ama benim tarzımın çözüme yönelik olmadığını, sert bir bakış darbesiyle yüzüme vurdu. Kendisinin defalarca bu durumu düzeltmek (ki bunu ben bi yerde ona söylemiştim(http://delifadik.blogspot.com/2010/12/ankarann-tas-toprag-kar.html) ) için çaba harcadığını ama benim hala aynı sert tavırla yanıt verdiğimi söyledi.
Be adam, daha bana "gel bi konuşalım, derdin nedir? anlat" diyemeyen adam, nasıl olmuşta adım atmışsın bana, ben anlamamışım.Bide ilişkimizin düzelmesi için, normal seyrine dönmesi için bir zaman varmış, o zaman dolmuş, kime göre zamansa bu onu da ben anlamamışım. Ne anlayışsız kadınım.
Yani sevgili dünlük, ne olacak bilmiyorum. ya komple kopacak yada fena bişeyler olacak ama hayırlısı ne diyim...
İyi geceler....
Bu arada unutmadan gecenin bir kör vakti arkadaşı eller havada eğlenirken bir barda gönlü hovarda şekilde bulduğumu atlamayayım. Pes vallahi, pes...
Bu arada unutmadan gecenin bir kör vakti arkadaşı eller havada eğlenirken bir barda gönlü hovarda şekilde bulduğumu atlamayayım. Pes vallahi, pes...
23 Aralık 2010 Perşembe
Vahlanmalar-1
Hiç yazasım yok. Şizopatik bir haldeyim. Bunuda cümle içinde kullanmış oldum. Sevgiler.
16 Aralık 2010 Perşembe
Yeni insanlar...
evet sevgili günlük :) çok klişe oldu ama ben bu yazıyı bitirene kadar sen dünlük olacaksın hahahaha :)
Neyse saçmalamadan başlayayım. Efendim çoook yoğun bir gün geçirdim diyebilirim. Koşturmaca, sohbetler biraz sinirli ve gergin zamanlar, biraz umursamamalar ama yine anladım ki ben kriz yönetimi konusunda çok başarılı bir insanım :)
Bugün yeni biriyle tanıştım.Daha doğrusu tanıştırışdım. Yanlış anlaşılmasın bir kadın arkadaşla yani hemcinsimle tanıştım. Yeni işe başlayan bir arkadaş çalışma arkadaşlarından birinin diğerlerinde çok farklı olduğunu ve çok sevdiğini söylemişti. Bugün akşam arayıp benimle tanıştırmak istediğini ve gelip gelemeyeceğimiz sordu. Önce nasıl biriyle karşılaşacağımı bilmeden, ama arkadaşımın kendisini de görme isteği ile tamam dedim.İyiki de gitmiş ve iyiki de tanışmışım. Bu kadar sıcak, samimi ve içten olabilir di. Yeni tanıştığımız insanlar için çabuk yargılarda bulunamamak gerektiğini söylerim hep, ama büyüklerimizinde bi sözü var. "Yüzüne kalbinin güzelliği vurmuş" aynen öyle idi. Yeniden görüşmeyi çok isterim, sohbet konusunu işin dışına çıkarmak şartıyla:)
Bugünden kalan iyi bir şeydi. Teşekkür ederim...
Neyse saçmalamadan başlayayım. Efendim çoook yoğun bir gün geçirdim diyebilirim. Koşturmaca, sohbetler biraz sinirli ve gergin zamanlar, biraz umursamamalar ama yine anladım ki ben kriz yönetimi konusunda çok başarılı bir insanım :)
Bugün yeni biriyle tanıştım.Daha doğrusu tanıştırışdım. Yanlış anlaşılmasın bir kadın arkadaşla yani hemcinsimle tanıştım. Yeni işe başlayan bir arkadaş çalışma arkadaşlarından birinin diğerlerinde çok farklı olduğunu ve çok sevdiğini söylemişti. Bugün akşam arayıp benimle tanıştırmak istediğini ve gelip gelemeyeceğimiz sordu. Önce nasıl biriyle karşılaşacağımı bilmeden, ama arkadaşımın kendisini de görme isteği ile tamam dedim.İyiki de gitmiş ve iyiki de tanışmışım. Bu kadar sıcak, samimi ve içten olabilir di. Yeni tanıştığımız insanlar için çabuk yargılarda bulunamamak gerektiğini söylerim hep, ama büyüklerimizinde bi sözü var. "Yüzüne kalbinin güzelliği vurmuş" aynen öyle idi. Yeniden görüşmeyi çok isterim, sohbet konusunu işin dışına çıkarmak şartıyla:)
Bugünden kalan iyi bir şeydi. Teşekkür ederim...
15 Aralık 2010 Çarşamba
Hayat hiç adil değil :)
Evetttt bir günü daha (yada dünü) geride bıraktık. Bugünkü konumuz adalet duygusu üzerine. Bugün yine haksızlığa uğradığımı düşündüm ama hiç bir refleks göstermedim. Neden dersen, valla gösteremedim :) Ama bendeki sıkıntıyı anlamama vesile oldu bugün yaşadığım olay. Anladığım şey şu " Olayların benle ilgisi yok"
Çok açıklayıcı oldu sanırım.30 kişi içinden ilk ona seçilemedim diyelim. Tam kendimi yeteneksiz hissedeyim derken, Ne göreyim; seçilemediği için çok üzülen küçük bir kız çoçuğu (18 yaşlarında) ağlıyor. 10 dakika sonra seçilmiş olarak yerini aldı. Ağlamak mı gerekir di? Yok valahi oturup ağlayacak kadar önemli bişey değil benim için. Hem keyfimin bozulduğu yerde bir daha çalışmalara gitmem olur biter :)
Düşündümde bi an haksılıktan mı yoksa haksızlığın sebebi olmaktan mı korkuyorum. Özellikle de tercih edilinmesi gerekli koşullarda. Sanırım ben haksızlığın sebebi olmaktan daha çok korkuyorum. Yani dünkü örnek üzerinden gidersek, seçilmek için kullanılması gereken yolları kullanıp seçilse idim, gerçekten orda olması gereken kişinin olamayışının tek sebebi olacaktım. Materyalist bi insanım çoğu zaman, ama Ah lardan ve haksızlıklardan korkuyorum gerçekten.
Çok açıklayıcı oldu sanırım.30 kişi içinden ilk ona seçilemedim diyelim. Tam kendimi yeteneksiz hissedeyim derken, Ne göreyim; seçilemediği için çok üzülen küçük bir kız çoçuğu (18 yaşlarında) ağlıyor. 10 dakika sonra seçilmiş olarak yerini aldı. Ağlamak mı gerekir di? Yok valahi oturup ağlayacak kadar önemli bişey değil benim için. Hem keyfimin bozulduğu yerde bir daha çalışmalara gitmem olur biter :)
Düşündümde bi an haksılıktan mı yoksa haksızlığın sebebi olmaktan mı korkuyorum. Özellikle de tercih edilinmesi gerekli koşullarda. Sanırım ben haksızlığın sebebi olmaktan daha çok korkuyorum. Yani dünkü örnek üzerinden gidersek, seçilmek için kullanılması gereken yolları kullanıp seçilse idim, gerçekten orda olması gereken kişinin olamayışının tek sebebi olacaktım. Materyalist bi insanım çoğu zaman, ama Ah lardan ve haksızlıklardan korkuyorum gerçekten.
14 Aralık 2010 Salı
Kocaman adamlar, küçücük insanlarmış meğer...
Sevgili danışmanım yaşadığım yanlış ilişki ile ilgili şöyle bi laf etmişti geçmiş zaman da "Bozuk arabaya binmek gibidir, ruh hali normal olmayan biriyle birlikte olmak. Bir kere yaşayabilirsin ama ikinci kez bozuk arabaya biniyorsan seni de tartışmak gerekir".
Nasıl korkmuştum acaba bende bozuk araba mıyım diye. Bu sohbet çok uzun ve güzel bir sohbetti aslında. İçinde sadece duygusal ilişkileri değil, iş arkadaşlık ve benzeri ilişkileri de sorgulayan tartışan bir seanstı. Ara ara anlatırım sana. Bugün yada saat itibari ile dün bazı durumlarda herkesin biraz bozuk olduğuna ve bile bile her seferinde bu bozuk arabalarla uğraştığıma tanık oldum. İş yeri iş yeri değil çocuk avutma yeri gibi oldu.
Kocaman adamlar koca adamlardan korkuyorlar.Toplum ve birey üzerinde yaratılan korku ve kaynakları ile ilgili bişeyler okusam belki anlaşılabilir gelecek ama şu an için mümkün değil. Neden dersen, düşün ki çalışan ama çalışmasa bile hayatını çok rahat sürdürebilecek bir insan neden çalışma arkadaşlarına yaptığı iş yada yapılan iş ile ilgili yalan söylesin yanlış yönlendirsin. Diyebilirsin ki yağcılık, riya...vs. Bende diyorum ki ne gerek var? Şimdi ben yapsam bunu anlaşılabilir belki. Yaşım küçük, çalışmam gerek, başka bir gelirim yok...vs. yani bu işi devam ettirmek gibi bir zorunluluğum olduğunu düşünebilir ve yadırgamayabiliriz. Ama diğer türlü NEDEN?
Kendim sordum kendim cevaplayayım. Bunun parayla pulla ilgisi yok çünkü. İnsanlar kocaman olabiliyorlar ama aslında küçücükler. VAR olabilmek için neler neler yapıyorlar. Tüm bunlar sadece yaşamını başka bir yerde, başka bir alanda devam ettiremediği ve kendini tüm o oyunları oynadığı yerde iyi ve güvende hissettiği için...
Sevgili dünlük, biliyorum yine bi yere yetişir gibi yazmışım kusuruma bakma. Daha tikkatli yazarım söz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
